İcra Hukuku
By 29 Ekim 2026No Comments40 min read
Mesajlaşma ekranı, belgeler ve kalemin bulunduğu temsili çalışma masası

İcra Hukuku

Faturasız Alacak Nasıl Tahsil Edilir? İspat, İcra Takibi ve Alacak Davası

Ödeme sözü, açıklamasız havale, sözlü iş anlaşması ve eksik teslim kayıtları farklı ispat sorunları doğurur. İtiraz sonrası başvuru yolları, bu delillerin niteliğine göre belirlenir.

Avukat Fatih Algül

Av. Fatih Algülİstanbul Barosu · Sicil No: 96258

Yayın: Yaklaşık 24 dakika okuma

Mesajlaşma ekranı, belgeler ve kalemin bulunduğu temsili çalışma masası

Bu rehberde

  • Alacağın ve teslimin ispatı
  • Yazışma ve banka kayıtları
  • İcra takibi ve itiraz
  • Dava ve başvuru süreleri

Fatura bulunmadan da alacak talep edilebilir ve para alacağı için ilamsız icra takibi başlatılabilir. Tahsilin hukuki dayanağı, malın tesliminden, yapılan işten veya ödünç ilişkisinden doğan borçtur. Borçlu itiraz ederse ilişkinin, ifanın ve alacak miktarının uygun delillerle ispatlanması gerekir. Yazışmalar, banka hareketleri ve teslim kayıtları bu nedenle önemlidir.

Fatura olmaması alacağı neden ortadan kaldırmaz?

Fatura, mal veya iş karşılığında müşterinin borçlandığı tutarı gösteren ticari belgedir. Borç ise satış, eser veya başka bir sözleşmeden doğabilir. Kanunda özel şekil şartı bulunmayan sözleşmeler kural olarak sözlü de kurulabilir. Mahkemede sözleşmenin kanıtlanması ise ayrıca ispat kurallarına tabidir (TBK m. 12, HMK m. 190 ve 200).

Bu nedenle önce borcu doğuran ilişki belirlenmelidir. “Fatura kesmedim” açıklaması, malın teslim edilmediğini veya işin karşılıksız yapıldığını göstermez. Buna karşılık faturanın bulunmaması, alacaklıyı bedeli, teslimi ve karşı tarafın kimliğini açıklama yükünden kurtarmaz. İstenilen tutarın hangi işlemden kaldığı gösterilmelidir.

Vergisel belge düzeni ayrıca geçerlidir. Özel hukuk alacağının başka delillerle kanıtlanabilmesi, varsa fatura düzenleme yükümlülüğünü ortadan kaldırmaz. Faturanın tanımı ve düzenlenme kuralları VUK m. 229 ve 231'de yer alır. Tahsil süreci, bu yükümlülükleri bertaraf eden bir yöntem olarak görülmemelidir.

Faturasız, senetsiz ve belgesiz alacak ayrımı

Fatura bulunmayan bir ilişkide imzalı sözleşme, sipariş formu veya borç kabulü mevcut olabilir. Kambiyo senedi alınmamış olsa da borçlu tarafından imzalanan başka bir belge bulunabilir. Dolayısıyla “senet yok” denilirken yalnız bono veya çek bulunmadığı mı, yoksa imzalı hiçbir kayıt olmadığı mı açıklığa kavuşturulmalıdır.

İspat hukukundaki senet kavramı kambiyo senediyle sınırlı değildir. İmzası kabul edilen adi senet ile usulüne uygun güvenli elektronik imzayla oluşturulan elektronik veri, koşulları altında senet delili olarak kullanılabilir. Buna karşılık sıradan e-posta veya mesajın belge sayılması, aynı ispat gücüne sahip olduğunu göstermez (HMK m. 199 ve 205).

Hiç belge bulunmaması daha güç bir durumdur. Bu durumda tanık dinlenmesine izin veren bir istisna, karşı tarafın mahkeme önündeki kabulü veya usulüne uygun yemin delili önem kazanabilir. Dava açılmadan önce hangi delilin mevcut olduğu kadar hangisinin kullanılabileceği de belirlenmelidir.

Alacağın kaynağına göre ne ispatlanmalıdır?

Alacaklı, kendi lehine sonuç çıkardığı vakıaları ortaya koyar. Borçlunun savunması ise çekişmenin sınırını değiştirir: Sözleşmeyi tümden reddetmek, teslimi reddetmek ve “aldım, bedelini ödedim” demek aynı savunmalar değildir. İspat yükü her iddia bakımından ayrı belirlenir (HMK m. 190 ve 194).

Mal tesliminden doğan alacak

Satış bedelinde başlıca sorular; malı kimin sipariş ettiği, hangi malın hangi miktarda verildiği ve bedelin nasıl belirlendiğidir. Satıcı, satış ilişkisi ve teslim konusunda elindeki kayıtları göstermelidir. Sözleşme veya âdet aksini öngörmüyorsa satışta taraflar borçlarını aynı anda ifa eder (TBK m. 207).

Sipariş mesajı anlaşmayı gösterebilir; tek başına teslimin gerçekleştiğini göstermeyebilir. Kargo kaydı malın bir adrese ulaştığını desteklerken paketin içeriği veya teslim alanın alıcıyla bağlantısı ayrıca tartışılabilir. Teslim tutanağı, ürün bilgisi ve sipariş kaydı birbirini tamamladığında ispat daha somut hâle gelir.

Yargıtay 19. Hukuk Dairesi, ilişkinin ve teslimin reddedildiği bir olayda faturanın bile tek başına akdi ilişkiyi kanıtlamadığını belirtmiştir. İrsaliyedeki imzanın davalının çalışanı veya temsilcisine ait olup olmadığının araştırılmasını istemiştir. Olay faturalı bir satışa ilişkindir; kararın buradaki önemi, temel ilişki ve teslim araştırmasının faturadan ayrı yapılmasıdır (11.11.2015, 2015/2854 E., 2015/14490 K.).

Bağımsız iş veya hizmetin bedeli

Her hizmet ilişkisi aynı sözleşme türüne girmez. Belirli bir sonucun meydana getirilmesinin üstlenildiği mobilya imalatı veya tadilat gibi işler eser sözleşmesi niteliği taşıyabilir. Böyle bir ilişkide işin kapsamı, gerçekleşen imalat, teslim ve ücret birbirinden ayrılarak açıklanır. Eser bedeli kural olarak teslimde muaccel olur; parça teslim ve parça bedeli kararlaştırılmışsa her parçanın teslimi esas alınır (TBK m. 470 ve 479).

Talep edilen ücretin dayanağı, kararlaştırılan işin kapsamı ve gerçekleştirilen kısmıdır. Bu nedenle imalatın miktarı ve bedeli açıklanmalıdır. İş emri, proje, teslim yazışması, yapılan işin fotoğrafları ve kabul kayıtları farklı noktaları destekleyebilir. Fotoğraf işin varlığına yardımcı olsa da bedel anlaşmasının yerini her zaman tutmaz.

Bedelin hiç kararlaştırılmaması ile kararlaştırılan bedelin kanıtlanamaması farklıdır. Eserin bedeli önceden belirlenmemiş veya yaklaşık belirlenmişse, TBK m. 481 uyarınca yapıldığı yer ve zamandaki değer ile yüklenicinin giderleri esas alınır. Bağlayıcı götürü bedel kararlaştırılmışsa sırf maliyet arttı diye serbestçe yeni bedel istenemez; TBK m. 480'in özel koşulları saklıdır.

Yargıtay 15. Hukuk Dairesinin mobilya yapımına ilişkin kararında sözlü eser ilişkisi çekişmesiz, bedel ise tartışmalıdır. Daire, iş bedelinin yapıldığı yılın mahallî piyasa rayiçlerine göre hesaplanmasını ve kanıtlanan ödemelerle malzeme bedelinin düşülmesini istemiştir. Bu hesap yöntemi uygulanırken önce sözleşme ilişkisi ve yapılan iş belirlenir; karardaki ilişkinin çekişmesiz olması bu bakımdan önemlidir (02.11.2017, 2016/5060 E., 2017/3793 K.).

Ödünç verilen para

Ödünç alacağında paranın karşı tarafa geçtiği kadar geri verilmek üzere gönderildiği de ortaya konulmalıdır. Para aktarımı bağış, mevcut borcun ödenmesi veya başka bir ilişki nedeniyle yapılmış olabilir. Bu ayrım, banka dekontunun hangi iddiayı desteklediğini belirler (TBK m. 386).

Borç isteyen mesaj, gönderim tarihi, dekont ve geri ödeme sözü arasındaki bağlantı önemlidir. Gönderenin kendi yazdığı “ödünç gönderdim” açıklamasıyla alıcının geri ödeme borcunu kabul eden mesajı aynı nitelikte değildir. Özellikle paranın üçüncü kişi hesabına gönderildiği durumlarda borçlunun kim olduğu ayrıca açıklanmalıdır.

Geri ödeme günü de belirlenmelidir. Belirli gün, bildirim süresi veya ilk istemde muacceliyet kararlaştırılmamış tüketim ödüncünde, ilk istemden altı hafta geçmedikçe geri verme yükümlülüğü doğmaz. Bu özel kural her ticari alacağa veya her hizmet bedeline uygulanmaz (TBK m. 392).

Senetle ispat zorunluluğu hangi durumlarda önem taşır?

Sözleşmenin sözlü kurulabilmesi, her tutardaki işlemin tanıkla kanıtlanabileceği anlamına gelmez. HMK m. 200, belirli değeri geçen hukuki işlemler için senetle ispat kuralı getirir. Yıllık artış nedeniyle kanunun ilk metnindeki nominal tutar güncel sınır gibi kullanılmamalıdır. HMK Ek m. 1 uyarınca işlemin yapıldığı tarihte geçerli sınır esas alınır.

Alacağın sonradan ödenerek veya başka nedenle sınırın altına inmesi de her durumda tanıkla ispat yolunu açmaz. Ayrıca senede bağlı bir iddiaya karşı, senedin etkisini azaltan veya ortadan kaldıran hukuki işlemler ileri sürülüyorsa HMK m. 201'deki ayrı kural dikkate alınır. Başlangıçtaki borcun ve sonradan yapıldığı ileri sürülen ödemenin ispatı aynı şekilde ele alınmayabilir.

Buna karşılık HMK m. 202'deki delil başlangıcı ve m. 203'te sayılan istisnalar tanık dinlenmesine imkân verebilir. Kanunun öngördüğü durumda karşı tarafın açık muvafakati de önemlidir. “Şahitlerim var” denilmeden önce, bu kişilerin hangi vakıa için ve hangi hukuki koşulla dinlenebileceği belirlenmelidir.

Delil başlangıcı neyi değiştirir?

Delil başlangıcı, işlemi tam kanıtlamasa da onu muhtemel gösteren ve karşı taraftan veya temsilcisinden kaynaklanan belgedir. Alacaklının tek başına hazırladığı hesap çizelgesi, sırf yazılı olduğu için bu koşulu karşılamaz. Borçludan gelen bir mesaj ise içeriğine göre bu niteliği taşıyabilir.

Delil başlangıcı varsa senetle ispat zorunluluğuna rağmen tanık dinlenebilir. Mahkeme, tanık dinlendikten sonra mesajı, anlatımı ve diğer kayıtları değerlendirerek çekişmeli vakıalar hakkında karar verir (HMK m. 202).

WhatsApp, SMS ve e-posta alacağı nasıl destekler?

Elektronik yazışmalar HMK m. 199 anlamında belge olabilir. Bununla birlikte her mesaj borcu kabul etmez. Mesajın kimden geldiği, hangi işleme ilişkin olduğu ve ödeme tutarıyla bağlantısı araştırılır. “Tamam, konuşuruz” ile belirli bir işin kalan bedelini kabul eden ifade aynı ispat değerini taşımaz.

Yargıtay 6. Hukuk Dairesi, eser bedeli uyuşmazlığında WhatsApp yazışmaları ve ödeme dekontları sunan tarafın gösterdiği tanıkların dinlenmesini gerekli görmüştür. Karşı taraftan gelen ve işlemi muhtemel gösteren yazışmanın delil başlangıcı olabileceğini açıklamış; eksik inceleme nedeniyle ret kararını bozmuştur. Bozmanın konusu, delil başlangıcına bağlı tanık incelemesinin tamamlanmasıdır; alacağın miktarı ve varlığı bu incelemenin sonucuna bağlıdır (25.11.2024, 2023/1984 E., 2024/4323 K.).

Varsayımsal bir mal tesliminde alıcının “Teslim aldığım ürünlerden kalan 40.000 TL'yi cuma günü göndereceğim” mesajı birden fazla noktayı destekleyebilir. Mesaj teslimi, kalan bedeli ve ödeme zamanını açıklamaktadır. Aynı konuşmanın öncesinde ürünlerin iade edildiği veya tutarın başka bir işlem için yazıldığı görülüyorsa değerlendirme değişir. Bu yüzden yalnız seçilen cümle değil konuşmanın bütünü korunmalıdır.

Mesajın aidiyeti ve hukuka uygun elde edilmesi

Bir telefon numarası veya e-posta adresinin ekranda görünmesi, aidiyet tartışmasını her zaman bitirmez. Hesabın kullanıcısı, mesajı gönderen kişi ve şirket adına işlem yapma yetkisi farklı sorunlardır. Borçlu adına konuşan kişinin temsil yetkisi de ileri sürülen ilişkiyle bağlantılı olmalıdır.

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, adi ortaklık uyuşmazlığındaki e-posta kayıtlarında belgenin karşı taraftan veya temsilcisinden geldiği konusunda tereddüt bulunmamasını vurgulamıştır. Aidiyet itirazının teknik incelemeyle araştırılması gerekebilir. Bu kararda e-postanın delil niteliği, karşı tarafa aidiyetinin açıklığa kavuşturulmasına bağlı olarak ele alınmıştır (25.01.2022, 2021/4866 E., 2022/412 K.).

Ekran görüntüsüyle birlikte asıl konuşma ve erişilebilir elektronik kayıtlar saklanmalıdır. HMK m. 219 elektronik belgelerin ibrazını da düzenler; gerektiğinde incelemeye elverişli elektronik kayıt istenebilir. Hukuka aykırı elde edilmiş deliller ise mahkemece dikkate alınamaz. Başkasının hesabına izinsiz erişmek, elde edilen içerik doğru olsa bile ayrı bir hukuka aykırılık sorunu yaratır (HMK m. 189 ve 219).

KEP ile güvenli elektronik imza arasındaki fark

KEP, bildirimin gönderilmesi ve alınmasına ilişkin kayıtlar bakımından yararlıdır. Ancak ileti gönderim yöntemiyle içindeki belgenin senet niteliği aynı sorun değildir. Her KEP iletisi sırf bu kanaldan gönderildiği için güvenli elektronik imzalı senet gibi ele alınamaz.

Usulüne göre güvenli elektronik imzayla oluşturulan elektronik veriler senet hükmündedir. HMK m. 205 kapsamındaki bu nitelik, sıradan mesaj veya e-postadan farklıdır. Tacirler arasındaki temerrüt, fesih ve dönme bildirimlerinde ise TTK m. 18/3'teki yöntemler ayrıca gözetilmelidir.

Borç kabulü ve kısmi ödemenin etkisi

Borçlunun belirli bir ilişkiyi, tutarı ve geri ödeme yükümlülüğünü kabul etmesi ispat bakımından önemlidir. Borç tanıması, sebep içermese bile TBK m. 18 kapsamında geçerli olabilir. Yine de her özür, uzlaşma önerisi veya genel ödeme sözü bütün alacağın kabulü değildir. İfadenin kapsamı ve borçluya ait olduğu gösterilmelidir (TBK m. 18).

Mahkeme dışındaki mesajla, tarafın veya vekilinin mahkeme önündeki ikrarı da ayrılmalıdır. HMK m. 188'e göre mahkeme önünde ikrar edilen vakıalar çekişmeli olmaktan çıkar. Mesajdaki kabul ise belgenin türü, içerik ve diğer deliller içinde değerlendirilir. Dava sırasında sulh görüşmesinde yapılan açıklamaların özel hükmü de saklıdır (HMK m. 188).

Kısmi ödeme hem bakiye hesabını hem borcun tanınması ihtimalini etkiler. Ancak farklı işler için devamlı ödeme yapan taraflar arasında bir havalenin hangi borca ait olduğu belirlenmeden tüm bakiye kabul edilmiş sayılamaz. Dekont açıklaması, ödeme tarihi ve bu ödemeye ilişkin mesaj birlikte okunmalıdır.

TBK m. 154, kısmi ödeme gibi borcun tanınması davranışlarını zamanaşımının kesilmesi bakımından düzenler. Kesilme etkisiyle borcun tamamının ispatı ayrı değerlendirmelerdir. Bir ödemenin borç tanıması niteliği taşıması, tartışmalı bütün iş kalemlerinin ve tutarların kendiliğinden doğrulandığı anlamına gelmez.

Açıklamasız banka havalesi ödünç verildiğini ispatlar mı?

Banka dekontu, paranın hangi hesaptan hangi hesaba geçtiğini ve tarihini gösterir. Gönderim amacını açıklamayan dekontta eksik kalan nokta, ödünç ilişkisidir. Alıcı parayı mevcut bir alacağının karşılığı olarak aldığını söylüyorsa çekişme para hareketinden çok hukuki sebep üzerinde yoğunlaşır.

Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin incelediği olayda davacı toplam 300.000 TL'yi ödünç gönderdiğini ileri sürmüştür. Havalelerde açıklama yoktur; mesajlarda da bu paraların ödünç verildiğini muhtemel gösteren konuşma bulunmamaktadır. Üçüncü kişi için aracılık konusu da tartışılmıştır. Daire, ödünç iddiasının ispatlanamadığını ve yemin deliline dayanılmadığını belirterek ret kararını onamıştır (15.01.2025, 2024/186 E., 2025/259 K.).

Karar, her açıklamasız havalenin her uyuşmazlıkta kesin olarak borç ödemesi olduğu sonucunu doğurmaz. Gönderim öncesindeki ödünç talebi, alıcının geri ödeme kabulü veya savunmanın içeriği farklı bir delil tablosu yaratabilir. Bu nedenle açıklamasız dekonta dayanılarak “Para gitti, dava kesin kazanılır” denilemez.

Varsayımsal olarak arkadaşına para gönderen kişi yalnız dekontunu sunabiliyor olabilir. Alıcının “aldım” mesajı para hareketini doğrular; neden verildiğini açıklamayabilir. “Gönderdiğin ödüncü ay sonunda geri vereceğim” mesajı ise aidiyeti ve işlemle bağlantısı doğrulandığında geri verme borcuna daha doğrudan destek sağlar.

Ticari defterler ve cari hesap kayıtları yeterli olabilir mi?

Ticari defterlerin delil niteliği HMK m. 222'de özel olarak düzenlenir. Defterlerin kanuna uygun, eksiksiz ve birbirini doğrular biçimde tutulması; gerekli onaylar ve karşı tarafın kayıtları önemlidir. Alacaklı işletmenin kendi programından aldığı tek taraflı ekstre, bu koşullar araştırılmadan kesin alacak kanıtı kabul edilemez.

Güncel düzenlemede önemli bir ayrım vardır: Karşı tarafın usulüne uygun defterlerinde ilgili işlem hakkında hiç kayıt bulunmamasıyla, defterlerini mahkemeye sunmaması aynı durum değildir. İlkinde HMK m. 222/3'te sahibi lehine kullanım yönünden açık sınırlama vardır. İbrazdan kaçınmada ise mahkemenin usulüne uygun süre ve ihtar işlemleri belirleyici olabilir. Kayıtların sahibi lehine ve aleyhine bölümleri de seçilerek birbirinden ayrılamaz.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, mal tedarikinden doğan fatura alacağında defterlerin sunulması için verilen ihtarı yeterli bulmamıştır. Defterler sunulmazsa doğabilecek sonuçların açıkça bildirilmesi ve usulüne uygun kesin süre verilmesi gerektiğini belirterek bozma kararı vermiştir. Fatura ve vergi bildirimi içeren olayın burada açıklanan yönü, defter ibrazındaki usul koşullarıdır; faturasız iddianın ayrıca bu koşullar ve dayanaklarıyla incelenmesi gerekir (04.03.2025, 2024/3325 E., 2025/1463 K.).

Muhasebede “cari hesap” adıyla tutulan borç-alacak hareketleriyle TTK anlamındaki cari hesap sözleşmesi de karıştırılmamalıdır. TTK m. 89'daki cari hesap sözleşmesinin geçerliliği yazılı şekle bağlıdır. Böyle bir sözleşme yoksa, sırf ekstreye bu adın verilmesi bütün işlemleri cari hesap sözleşmesinin hukuki rejimine sokmaz. Alacağı oluşturan sipariş, teslim ve ödemeler kendi dayanaklarıyla gösterilmelidir (TTK m. 89).

Hiç yazılı belge yoksa tanık veya yemin kullanılabilir mi?

Belge yokluğunda ilk soru, tanık dinlenmesine hukuken izin bulunup bulunmadığıdır. İşlem tarihindeki senetle ispat sınırını aşmayan işlemlerle, sınırı aşıp istisna kapsamına giren işlemler ayrılmalıdır. Tanığın bizzat gördüğü teslim veya duyduğu anlaşma da başka birinden öğrendiği olayla aynı değerde değildir.

HMK m. 203, belirli yakınlar arasındaki işlemler için istisna getirir. İşin niteliğine ve tarafların durumuna göre senede bağlanmaması teamül hâline gelmiş işlemler de maddede sayılır. Senet alınmasındaki imkânsızlık veya olağanüstü güçlük gibi diğer istisnaların koşulları ayrıca önemlidir. Bunun için yalnız “birbirimize güveniyorduk” demek yeterli kabul edilmeyebilir. İşlemin tarafları, ilişki ve belge alınmamasının koşulları somutlaştırılmalıdır.

Yakınlık istisnası bütün akrabaları kapsar mı?

Kanun; altsoy ve üstsoy, kardeşler, eşler, kayınbaba veya kaynana ile gelin veya damat arasındaki işlemleri sayar. Bu hüküm bütün akrabalar arasındaki işlemleri aynı kapsama almaz. Ayrıca istisna, işlemin tanıkla ispatı hakkındadır; akrabaların tanıklığını genel olarak yasaklayan bir düzenleme değildir (HMK m. 203).

Yargıtay 13. Hukuk Dairesi, baldız–enişte arasındaki ödünç iddiasında bu yakınlığın sayılan istisnaya girmediğini kabul etmiştir. Açıklamasız havale ve karşı tarafın muvafakati bulunmaması koşullarında tanıkla ispatı yeterli görmemiştir. Kararın belirlediği sınır, bu yakınlığın kanundaki listede bulunmamasıdır. Başka bir istisna veya delil başlangıcı varsa tanıkla ispat o dayanak üzerinden ele alınır (25.11.2015, 2014/35352 E., 2015/34495 K.).

Yemin delili nasıl bir imkân ve risk yaratır?

Yemin, davanın çözümünde önemli ve çekişmeli olan, kişinin kendisinden kaynaklanan vakıalar hakkında kullanılabilir. Kanunda yasaklanan konular yemine bırakılamaz. Bu nedenle hangi olayın yemin konusu yapılacağı belirlenmeden yalnız “borçlu yemin etsin” denilmesi yeterli bir hazırlık değildir (HMK m. 225–226).

Yemin için çağrılan kişi geçerli özrü olmadan gelmezse veya gelip yemini iade etmez ya da yemini yerine getirmekten kaçınırsa, yemin konusu vakıaları ikrar etmiş sayılır. Kendisine yemin iade edilen kişi yemin etmekten kaçınırsa, yemin konusu vakıa ispat edilememiş sayılır. Karşı tarafın usulüne uygun yemin etmesi ise teklif edenin iddiasının ispatını aleyhine etkileyebilir. Üstelik karşı taraf yemine hazır olduğunu bildirdikten sonra tekliften vazgeçip başka delile geçiş sınırlanır (HMK m. 227–230).

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, ödünç uyuşmazlığında süresinde verilen delil listesinde açıkça “Tanıklar Yemin” yazılı olduğunu saptamıştır. Yemin deliline dayanılmadığı gerekçesiyle davanın reddini hatalı bulmuş, bu hakkın hatırlatılması gerektiğini belirtmiştir. Bozma, süresinde gösterilen yemin delilinin kullanılmasına imkân verilmesine ilişkindir. Alacağın ispatı, bu usulün sonucuna bağlıdır (30.03.2022, 2022/1819 E., 2022/2894 K.).

İhtarname gerekli mi, ödeme ne zaman istenebilir?

İhtarname borcu tek başına yaratmaz; karşı tarafa neyin talep edildiğini bildirir ve koşulları varsa temerrüt bakımından sonuç doğurur. Önce borcun ödeme zamanının gelip gelmediği belirlenir. TBK m. 90 genel ifa zamanını, m. 117 ise muaccel borçta temerrüdü ve ihtar gerekmeyen hâlleri düzenler. Belirli vade gibi istisnalar nedeniyle her takip veya dava öncesinde noter ihtarı zorunlu değildir.

İhtar hazırlanırken temel ilişkinin, kalan tutarın, varsa vadenin ve ödeme talebinin anlaşılır olması gerekir. Hangi ödemelerin hesaptan düşüldüğü de açıklanmalıdır. Bildirimin yalnız gönderildiği değil içeriği ve karşı tarafa ulaştığı da kanıtlanabilmelidir. Tacirler arasındaki belirli ihbarlarda TTK m. 18/3'te gösterilen yöntemlere dikkat edilir.

Varsayımsal olarak vadesi belirlenmiş mal bedeliyle, geri ödeme zamanı hiç konuşulmamış para ödüncüne aynı ihtar tarihi uygulanamaz. İkincisinde TBK m. 392'nin altı haftalık özel kuralı gündeme gelebilir. Muacceliyetin oluşması ve temerrüt faizinin başlangıcı ayrıca belirlenir. Bu ayrımın genel çerçevesi borçlunun temerrüdü hakkındaki yazıda açıklanmıştır.

Ticari tedarikte faturaya eş değer ödeme talebi

TTK m. 1530, ticari işletmeler arasında mal ve hizmet tedarikinde özel temerrüt hükümleri içerir. Alacaklı tedarik borcunu yerine getirmiş, borçlu da gecikmeden sorumlu tutulamayacağı bir durum olmaksızın kararlaştırılan sürede ödememişse ihtarsız temerrüt doğabilir. Bu hüküm her para borcuna uygulanmaz (TTK m. 1530/2–4).

Ödeme günü veya süresi belirtilmemişse ya da belirtilen süre m. 1530/5’e aykırıysa özel süre kuralları uygulanır. Madde yalnız faturadan söz etmez; eş değer ödeme talebini de düzenler. Talebin alındığı tarih, teslim tarihi ve varsa kabul veya gözden geçirme süreci otuz günlük sürenin başlangıcını değiştirebilir. Dolayısıyla fatura yokluğu, bu özel rejimde bütün temerrüt ihtimallerini ortadan kaldırmaz. Talebin içeriği ve alınma zamanı yine ispatlanmalıdır.

Anapara faizi ve temerrüt faizi

Önce anapara faiziyle temerrüt faizi ayrılmalıdır. Anapara faizi, paranın kullandırılmasının karşılığıdır; temerrüt faizi ödeme gecikmesine ilişkindir. Ticari olmayan tüketim ödüncünde kararlaştırılmadıkça anapara faizi istenemez. Ticari tüketim ödüncünde ise TBK m. 387 farklı kural getirir. Bu ayrım, borç temerrüde girdikten sonraki faiz talebini ortadan kaldırmaz (TBK m. 117, 120 ve 387).

Uygulanacak oran; geçerli sözleşme hükmüne, borcun niteliğine ve hesap dönemine bağlıdır. 3095 sayılı Kanun'un 1'inci maddesi 31 Temmuz 2026'da değişmiştir. Yeni yöntem, önceki yılın 31 Aralık günündeki TCMB reeskont oranının yüzde seksenini esas alır. Kanunda belirtilen en az beş puanlık fark oluşursa ikinci yarıyılda 30 Haziran oranına bağlı hesap uygulanır. Geçmiş dönemler için yürürlükteki oran ve geçiş koşulları ayrıca ele alınır (3095 sayılı Kanun m. 1).

Ticari işlerde 3095 sayılı Kanun m. 2 uyarınca daha yüksek avans oranına dayalı temerrüt faizi istenebilmesi ayrıca düzenlenmiştir. TTK m. 1530 kapsamındaki geç ödemelerde ise özel faiz rejimi bulunur. Bu yüzden “ticari alacak” veya “faturasız alacak” etiketiyle tek bir yüzdeyi bütün borçlara ve dönemlere uygulamak doğru değildir. Faiz başlangıcı ve hesabı takip talebinde anlaşılır biçimde gösterilmelidir.

Fatura olmadan ilamsız icra takibi

Para alacağı için genel haciz yoluyla ilamsız takipte mutlaka fatura, bono veya mahkeme kararı bulunması şart değildir. İİK m. 58 uyarınca borçlu, alacak tutarı, faiz ve dayanak bilgileri belirtilir. Senet yoksa borcun sebebi açıklanır; takip belgeye dayanıyorsa kanundaki belge sunma kuralları uygulanır. Takip talebinin kabulü, alacağın doğruluğu hakkında verilmiş mahkeme kararı değildir (İİK m. 42 ve 58).

Borçluya ödeme emri tebliğ edilir. Genel haciz yolunda borca itiraz süresi kural olarak tebliğden itibaren yedi gündür. Usulüne uygun süresinde itiraz, itiraz edilen bölüm bakımından takibi durdurur. İmza itirazı için de ayrıca açık bildirim kuralı vardır; imza ve borç itirazının sonuçları aynı kabul edilmemelidir (İİK m. 60, 62 ve 66).

Süresinde itiraz edilmezse takip kesinleşir ve alacaklı sonraki icra işlemlerini isteyebilir. Tahsilat, borçlunun haczedilebilir mal, hak ve alacağının bulunmasına da bağlıdır. Bu nedenle belge bulunmadan takip açılabilmesiyle, itirazı aşmak ve parayı fiilen tahsil etmek birbirinden ayrı aşamalardır.

Borçlu itiraz ederse hangi yol seçilir?

Seçim, yalnız daha hızlı görünen yola göre yapılmaz. Eldeki belgenin niteliği, ispat ihtiyacı, görevli merci ve geçen süre birlikte önem taşır. Genel mahkemenin delilleri inceleme alanıyla icra mahkemesindeki sınırlı belge incelemesi aynı değildir.

YolBaşlıca koşul ve merciSüre ve sonuç
İtirazın iptaliAlacak genel hükümlere göre görevli mahkemede ispatlanır.İtirazın alacaklıya tebliğinden itibaren bir yıl; kabul hâlinde itirazın iptaliyle duran takibe devam imkânı.
İtirazın kesin kaldırılmasıİİK m. 68'deki nitelikli belgelerle icra mahkemesine başvuru.İtirazın alacaklıya tebliğinden itibaren altı ay; dar belge incelemesi.
Genel alacak davasıAlacak için doğrudan veya genel dava hakkı kapsamında görevli mahkemeye başvuru.Alacağın zamanaşımı ve özel süreleri gözetilir; hükme dayalı ilamlı icra yolu.

İtirazın iptali davası

İİK m. 67'deki bir yıllık süre takip tarihinden veya borçlunun itiraz ettiği günden değil, itirazın alacaklıya tebliğinden başlar. Bu tarih belgesi incelenmeden süre hesabı yapılmamalıdır. Dava şartı arabuluculuk uygulanıyorsa sürelere etkisi de hesaba katılır.

Bu davada alacaklı temel ilişkiyi ve alacağını genel ispat kurallarıyla ortaya koyar. Mesajların delil başlangıcı oluşturması, tanık dinlenmesi veya ticari defter incelemesi bu aşamada önem kazanabilir. Davanın takipteki alacakla bağlantısı korunmalıdır. Süre ve koşulların ayrıntıları itirazın iptali davası rehberinde ele alınmıştır.

İtirazın kaldırılması

İİK m. 68; imzası kabul edilmiş veya noterlikçe tasdik edilmiş borç ikrarını içeren senetlerle, maddede sayılan resmî belgeler gibi belirli dayanaklar arar. Bir mesajın genel davada delil başlangıcı olması, aynı mesajın bu özel belge koşulunu karşıladığı anlamına gelmez. Salt imzasız ekstre, fatura veya dekontla kaldırma yolunun açık olduğu varsayılmamalıdır.

Adi senette imzanın açıkça reddedildiği durumlar için İİK m. 68/a'da geçici kaldırma ve imza incelemesi rejimi bulunur. Bu ayrıntı, her faturasız alacağın imza incelemesiyle çözüleceğini göstermez. Önce gerçekten bu yola elverişli senet bulunup bulunmadığı belirlenmelidir (İİK m. 68 ve 68/a).

Doğrudan alacak davası

Alacaklı, koşulları varsa önce icra takibi başlatmadan da alacak davası açabilir. İtirazın iptali için bir yıllık sürenin geçirilmesi de genel dava hakkını kendiliğinden ortadan kaldırmaz; alacağın zamanaşımı ve diğer koşulları devam eder. Bununla birlikte bu dava, itirazın iptali kararıyla aynı takibe devam edilmesi sonucunu doğurmaz. Alınan hüküm ilamlı icranın dayanağı olur.

Dilekçede yalnız bir toplam tutar yazmak yeterli hazırlık değildir. HMK m. 119, 121 ve 194 gereğince vakıalar, onları destekleyen deliller ve talep açıkça gösterilmelidir. Başka kurum veya kişinin elindeki belgenin getirtilmesi isteniyorsa onu bulmaya yarayacak bilgiler de verilmelidir. Sonradan delil sunma imkânının sınırsız olduğu düşünülmemelidir (HMK m. 140/5 ve 145).

İcra inkâr tazminatının koşulları

İtirazın iptali davasında alacaklı talep etmişse ve kanuni koşullar oluşmuşsa icra inkâr tazminatı gündeme gelir. İtirazın haksızlığı yanında, alacağın borçlu tarafından belirli veya hesaplanabilir olması, diğer ifadeyle likitliği önem taşır. Kanundaki alt sınır yüzde yirmidir; bunun her davada otomatik uygulanacağı söylenemez. Veli, vasi veya mirasçının itirazı için kanunda ayrıca kötü niyet koşulu vardır (İİK m. 67).

Yargıtay 6. Hukuk Dairesinin eser alacağına ilişkin kararında sözleşmeler, onaylı hakedişler, faturalar ve kısmi ödemeler bulunmaktadır. Bölge adliye mahkemesi, ödemeler ve kesintiler de dikkate alındığında alacağın borçlu bakımından hesaplanabilir olduğunu kabul etmiştir. Yargıtay bu kararı onamıştır. Bu karardaki hesaplanabilirlik; sözleşme, hakediş, fatura ve ödeme kayıtlarına dayanmaktadır. Miktarı tartışmalı faturasız işte likitlik kendi delil durumuna göre belirlenir (06.05.2026, 2025/2387 E., 2026/1934 K.).

Diğer tarafta, haksız ve kötü niyetli takip yapan alacaklıya karşı da talep üzerine tazminat söz konusu olabilir. Alacaklıya bu tazminatın yüklenmesi için takibin haksızlığı yanında kötü niyetinin de bulunması gerekir. Bu risk, dayanaksız tutarların veya ödenmiş borçların takibe eklenmemesi gerektiğini ayrıca gösterir.

Görevli merci ve arabuluculuk nasıl belirlenir?

Fatura bulunmaması özel bir mahkeme görevi yaratmaz. Genel malvarlığı davalarında, özel görev kuralı yoksa tutardan bağımsız olarak asliye hukuk mahkemesi görevlidir. Küçük tutarların tamamı sulh hukuk mahkemesine gitmez. Ticari dava niteliği ve tüketici işlemi ise özel kuralları devreye sokar (HMK m. 2 ve 4).

Adi alacak ile ticari alacağın ayrımı

İki kişi arasındaki sıradan ödünç ilişkisinin konusu para olduğu için ticari dava olduğu söylenemez. Ticari dava niteliği TTK m. 4 ve diğer özel hükümlerle belirlenir; ticari uyuşmazlıkta asliye ticaret mahkemesinin görevi incelenir. Tarafın şirket olması tek başına karşı tarafla kurulan her ilişkinin aynı görev rejiminde değerlendirilmesini gerektirmez (TTK m. 4–5).

TTK m. 5/A kapsamındaki parasal ticari alacak ve tazminat davalarıyla itirazın iptali gibi maddede sayılan davalarda dava açılmadan önce arabulucuya başvuru zorunludur. İcra takibinin başlatılmasıyla, itiraz üzerine bu davanın açılması farklı aşamalardır. Takip açılmış olması dava şartını ortadan kaldırmaz. Özel istisnalar saklıdır.

Tüketici işlemleri

İşlem tüketici hukukuna giriyorsa 6502 sayılı Kanun'un özel başvuru düzeni uygulanır. Tüketici hakem heyetinin parasal görev sınırı yıllık değişir; başvuru tarihindeki sınır dikkate alınır. Kanunun ilk metnindeki nominal rakam, güncel sınır diye kullanılmamalıdır. Tarafların İcra ve İflas Kanunu'ndaki hakları da saklıdır (6502 sayılı Kanun m. 68, Tüketici Hakem Heyetleri Yönetmeliği m. 6).

Başvuru hakkı tartışılırken satıcı veya sağlayıcı sırf tüketici olmadığı için bütünüyle dışlanmamalıdır. Yönetmelik m. 11, tüketici olmayan başvuru sahibine ilişkin bilgileri de düzenler. Bununla birlikte hakem heyetine alacak talebiyle başvurmak ile icra takibindeki itirazın iptalini mahkemeden istemek farklı usullerdir; talepler birbirine karıştırılmamalıdır.

Tüketici mahkemesinde görülen uyuşmazlıklarda arabuluculuk kuralı 6502 sayılı Kanun m. 73/A'dadır. Hakem heyetinin görev alanındaki uyuşmazlıklar ve heyet kararlarına itirazlar gibi sayılan istisnalarda dava şartı uygulanmaz. Bu nedenle yalnız alacak miktarına bakılarak başvuru mercii ve arabuluculuk hakkında tek bir sonuç çıkarılamaz.

Zamanaşımı ve başvuru süreleri nasıl korunur?

Kanunda başka süre öngörülmedikçe genel zamanaşımı on yıldır. TBK m. 147 ise belirli alacaklarda beş yıllık süre düzenler; eser sözleşmesi alacakları yönünden maddede belirtilen kapsam ve istisna önemlidir. Ticari ilişkiden doğan bütün alacakların beş yılda zamanaşımına uğradığı söylenemez (TBK m. 146–147).

Başlangıç, kesilme ve durma

Zamanaşımı kural olarak muacceliyetle başlar. Muacceliyet bildirime bağlıysa TBK m. 149, bildirimin yapılabileceği günü esas alan özel kural getirir. Bu nedenle alacaklının talebi yıllarca ertelemesi, zamanaşımını dilediği kadar ileri taşıdığı anlamına gelmez.

Borçlunun borcu tanıması, dava veya icra takibi gibi kanunda sayılan işlemler zamanaşımını kesebilir. Kesilince yeni süre işlemeye başlar; senetle ikrar veya mahkeme kararına bağlanma hâlinde TBK m. 156'nın özel sonucu dikkate alınır. Sıradan ödeme sözü, senetle ikrarla otomatik eşitlenmez. Yalnız ihtar göndermek ise genel olarak kesilme nedeni değildir (TBK m. 154 ve 156).

Dava şartı arabuluculukta büroya başvurudan son tutanağın düzenlenmesine kadar zamanaşımı durur ve hak düşürücü süre işlemez. İtirazın iptali için kalan süre hesabında da bu aralık önemlidir. Durma, kesilme gibi baştan yeni bir sürenin başlamasıyla aynı sonuç değildir (6325 sayılı Kanun m. 18/A, f. 15).

Bir yıllık dava süresi ile alacağın zamanaşımı

İtirazın iptalinin bir yıllık süresiyle alacağın zamanaşımı ayrı takip edilmelidir. Birinin geçirilmesi diğerinin de mutlaka dolduğu anlamına gelmez. Bunun tersine, alacağın türüne ve önceki kesilme işlemlerine bakmadan yalnız bir yıllık sürenin açık olmasına güvenilmemelidir.

İtirazın kaldırılmasındaki altı aylık süre ve ihtiyati haczin korunmasına ilişkin kısa süreler de bu hesaptan farklıdır. Sağlıklı bir kayıt; vade, ihtar, takip, ödeme emri, itirazın tebliği, arabuluculuk başvurusu ve son tutanak tarihlerini ayrı ayrı göstermelidir.

Delil tespiti ve ihtiyati haciz hangi durumda düşünülebilir?

Tahsil için gereken delilin korunmasıyla borçlunun malvarlığı üzerinde geçici koruma sağlanması farklı amaçlardır. Yapılan işin değiştirilecek veya ortadan kaldırılacak olması, delil tespiti ihtiyacını doğurabilir. Borçlunun malvarlığına ilişkin kaygı ise koşulları varsa ihtiyati haciz yönünden ele alınır.

Delil tespiti

HMK m. 400, görülmekte olan veya ileride açılacak davada kullanılacak delilin tespitini düzenler. Delilin kaybolması ya da ileri sürülmesinin önemli ölçüde güçleşmesi riski hukuki yarar bakımından önemlidir. Örneğin varsayımsal bir tadilatta yapılan imalat sökülmek üzereyse mevcut işin niteliği ve miktarının kayda alınması gerekebilir.

Delil tespiti, mevcut işin fiziksel durumunu ilerideki yargılama için kayıt altına alır. Sözleşmenin tarafı ve ücret anlaşması gibi diğer vakıalar kendi delilleriyle ispatlanır. Bu nedenle tespit sonucunun diğer belgelerle hangi vakıayı tamamladığı açıklanmalıdır (HMK m. 400).

İhtiyati haciz

İhtiyati haciz kural olarak rehinle temin edilmemiş, vadesi gelmiş para alacağı için istenebilir. Henüz vadesi gelmemiş alacaklarda İİK m. 257'de sayılan özel nedenler gerekir. Fatura bulunmaması tek başına bu yolu kapatmaz; alacağın ve gerekiyorsa haciz sebebinin mahkemeye kanaat verecek delillerle gösterilmesi gerekir (İİK m. 257–258).

Kural olarak teminat ve haksız hacizden doğan zarar sorumluluğu vardır; kanuni istisnalar saklıdır. Kararın verilmesinden itibaren on gün içinde infazının istenmesi gerekir. Dava veya takip öncesinde uygulanan hacizde, haczin uygulanması yahut gıyapta tutanağın tebliği gibi olaylara bağlı yedi günlük tamamlayıcı süreler bulunur. Takibe itirazdan sonra da özel kısa süreler devreye girebilir (İİK m. 259, 261 ve 264).

Bu yüzden ihtiyati hacizde yalnız genel bir yıllık dava süresine güvenilmez. Arabuluculuğun özel süreler üzerindeki etkisi de 6325 sayılı Kanun m. 18/A-16 ile birlikte hesaplanmalıdır. İhtiyati haciz, dava kazanılmış veya borç tahsil edilmiş gibi sonuç doğurmaz.

Başvurmadan önce dosya nasıl hazırlanmalı?

Belgeler yalnız türlerine göre değil, ispatladıkları vakıaya göre düzenlenmelidir. Dava dilekçesinde her vakıanın hangi delille kanıtlandığının gösterilmesi bu hazırlığı gerekli kılar. Eldeki kayıtların tamamını sunmak, aralarındaki çelişkileri açıklama ihtiyacını ortadan kaldırmaz (HMK m. 119, 121 ve 194).

  • İlişkiyi ve tarafları belirleyin: Siparişi veren, teslim alan, ödeme yapan ve borcu üstlenen kişinin aynı olup olmadığını açıklayın.
  • İfa ve bedeli ayırın: Mal veya işin kapsamını, teslim tarihini ve kararlaştırılan tutarı kendi dayanaklarıyla gösterin.
  • Yazışmaların bütününü koruyun: Gönderen, tarih, ekler ve konuşma bağlamını saklayın; yalnız lehe cümleleri seçmeyin.
  • Hesabı denetlenebilir kurun: Toplam bedel, ispatlanan ödemeler, iadeler ve kalan tutarı tarihleriyle eşleştirin.
  • Süreleri belgeleyin: Vade, ihtar, tebligat, itiraz ve arabuluculuk tarihlerini ayrı kaydedin; delil bildirme zamanını da izleyin.
  • Yolu eldeki delile göre seçin: Genel davada kullanılabilecek bir mesajın, icra mahkemesinde kaldırma için yeterli belge olup olmadığını ayrıca inceleyin.

Faturasız alacakta belirleyici hazırlık, istenen paranın hangi işlemden kaldığını ve bunu hangi delilin gösterdiğini açıklamaktır. Takip başlatmadan önce itiraz hâlinde izlenecek yolun belirlenmesi, özellikle delil ve süre kaybının önlenmesine yardımcı olur.

Kaynaklar

Fatih Algül

Av. Fatih Algül, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu olup İstanbul Barosu’na 96258 sicil numarasıyla kayıtlıdır. Algül Hukuk’un kurucu avukatı olarak hukuki danışmanlık hizmetleri sunmakta ve dava süreçlerini takip etmektedir. Mesleki çalışmalarında her somut olayın özelliklerini, uyuşmazlığın hukuki niteliğini ve müvekkilin ihtiyaçlarını birlikte değerlendirmeyi esas almaktadır.

Scan the code